Tokyo Ghoul üzerine...







Herkese merhaba! Tatilimden de döndüğüme ve soluklandığıma göre yazı yazabilirim artık dedim ve blog çizgimin -gerçekten öyle bir çizgi çizmiş miydim ya- dışına çıkmaya karar verdim. 😻

Bir animesever olarak işte karşınızdayım ve size en sevdiğim anime -aslında manga ama ben okumadım şşş 👆- olan Tokyo Ghoul'u tanıtmaya haazırım!



ÖNCE SPOILER VERMEDEN BAHSEDECEĞİM
meraklı okuyucularım endişelenmesin.

Konusu Tokyo'da geçen bu mükemmel serideki baş kahramanımız Kaneki Ken. Gayet uyumlu, kitap okumayı seven, sakin bir üniversite öğrencisi kendisi. Buraya kadar her şey normal ama asıl olay Kaneki değil aslında. Tokyo'da bir çeşit Ghoul adında tür bulunmakta. Bunu zombi veya vampir olarak düşünebilirsiniz ama özellikleri farklı tabii. 


                                                                                 Kaneki Ken


Ghoullar insan kılığında fakat insan yiyen bir tür. Yapıları gereği başka hiçbir -bir şey hariç, onu da izleyince öğreneceksiniz- yiyecekten faydalanamıyorlar. Olay tabii bununla da bitmiyor, Ghoullar çok hızlılar, hepsinin kendine has silahları var ve kırmızı gözlerle biliniyorlar. Tahmin ettiğiniz gibi bizim sevimli Kaneki'ciğimiz de bu Ghoul olaylarına dahil oluyor...


                                           Kendi çizimim.



BURADAN SONRASI SPOILER İÇEREBİLİR



Kaneki bu olaylara dahil olduktan sonra her şey o ve Ghoul dünyası adına değişiyor. İlk bölümden itibaren Kaneki yarı ghoul- yarı insan oluyor. 

                                 Bu da kendi çizimim.

İlk sezonda benim en sevdiğim olay, Kaneki'nin karakterinin değişmesiydi. O sakin çocuğun içinden bir canavar çıkması, aslında herkesin bir acı -psikolojik veya fiziki- eşiğinin olduğunu ve bu eşiğin aşıldığında içimizden çıkan canavarın ne derece vahşi olabileceğini bana gösterdi. Animede sırf bu değişimin gösterilmesi bile beni kendine hayran etti.

                             Gonca'dan doğum günü hediyelerim.

İkinci sezon benim için daha çok karışık, fakat finali en çok etkileyen sezon oldu. Sezon akışını çok sevmesem de sonlara doğru çok sürüklendim ve finali... O finale kelimeler yetmez, aklınıza geldikçe açın açın izleyin.




Üçüncü sezonun başlangıcı benim kafamı bir hayli karıştırmıştı. Kaneki'nin görünüşü, huyları, ismi bile -Haise Sasaki- değişti. Üçüncü sezonda çok fazla kafa karıştırıcı olay, yeni karakterler ve savaşlar var ama yine de sürüklenerek izledim, çünkü orada başka bir olay daha var aslında. Kaneki -yeni adıyla Haise- eski benliğini bulmaya çalışıyor ve iç sesiyle sürekli bir savaş veriyor. Hırçın Kaneki, Haise'ye aslında yeni halinin gerçek olmadığını sürekli anlatmaya çalışıyor iç ses olarak. Tabi bu iç çatışmada bir karakter kazanıyor bu savaşı.

Dördüncü sezonu dört gözümle oturdum bekliyorum. Mükemmel bir seriydi. Death Note izledikten sonra benim gibi boşluğa düştüyseniz hiç başka anime aranmayın, direk bu seriye başlayın. 

Yazımı bitirmeden favori repliğimi paylaşmak istiyorum:





İlk sezon giriş jeneriği beni benden alır. Unravel yazıp dinleyebilirsiniz ama ben İngilizce coverını paylaşmak istiyorum sizlerle.

Esen kalın tatlışlar! 😻




Yorumlar

  1. ilk yazının yorumlarına bi baksan ya amaağğğ :)

    YanıtlaSil
  2. bunu izlemedims aklımda olsuns :)

    YanıtlaSil
  3. Merhaba öğretmen kedi :)
    Deeptone sayesinde keşfettim seni :) Uzunca zamandır anime izlemiyordum. Bir animekolik değilim ancak severim. Bunu bir izlerim artık;) Bloğuma beklerim sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle izlemelisin eğer anime aşinalığın da varsa ♡

      Sil
  4. https://albatrosungunlugu.blogspot.com/ baak meslektaşııın :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder